NURİ KİLLİGİL ATIŞ TABANCASI PROTOTİPİ (3. Bölüm)

by silahsever

NURİ KİLLİGİL ATIŞ TABANCASI PROTOTİPİ (3. Bölüm)

Nuri Killigil yazı dizimizin bir önceki bölümünde konu almış olduğumuz 9x17mm servis tabancasından sonra, ürettiği 2 tabancadan diğeri olan bu muazzam 9x19mm ve 11+1 kapasiteli atış tabancasına sıra geldi.

Ne yazık ki bu tabanca, türünün tek bir örneği olarak Harbiye Askeri Müzesi’nde sergilenmektedir.

Müzedeki prototip hakkında, yetkililerin “Türkiye’nin iftihar kaynağı olan biricik özgün tasarım” oluşundan öte bir bilgisi olduğu söylenemez. Nitekim, silahın özellikleri ve muhtemel üretim süreci ve hakkında aşağıda yazılanlar, tamamen Polonya kaynaklı bilgilerden sağlanmıştır.

Bunlara göre muhtemelen; tabancanın üretim serüveni konusunda, her ikisinde de Polonyalı Mühendis ve sonradan Profesör Peter Wilniewczyc adında bir kişinin konuya dahil olduğu hakkında kanıksanmış tahminler bulunmakta.

Birinci olasılık; Cumhuriyet Türkiyesi için, özellikle Polonya ile diyalogları yürüten Nuri Paşa’ya, tabanca Mühendis Wilniewcyzc tarafından tasarlanıp imal edildikten sonra patenti alınarak, Türkiye’de kurulacak bir fabrikada “Çek Vz24” modeline bir alternatif olarak hediye edilmiş olduğudur. Bu olasılık, Nuri Paşa’nın tasarım faaliyetinden tamamen uzakta olduğu esası üzerine kurulmuştur.

Bu ihtimali destekleyen ana neden; tabancanın Eylül 1927 tarihli müracaat ve Mart 1930 tarihli kabulle Polonya Patent Dairesi’nde 18113 numaralı tescilidir.

İhtimali zayıflatan neden ise; tescilin Nuri Killigil adına yapılmış olmasıdır. Enteresan olan husus; isim hanesinde soyadı kullanılmadan doğrudan “Nuri Paşa” yazılmış olmasıdır. Bu da girişimin biri yararına tek taraflı yapıldığı hususuna kuvvet kazandırmaktadır.

İkinci olasılık; gerçekleşmesi öngörülen Polonya menşeli askeri ekipman satımı için devamlı Türkiye’ye gidip gelen Mühendis Wilniewcyzc’in bu ziyaretler sırasında yetkili Nuri Paşa ile tanışıp ona silahlar konusunda bilgisi ile güven vermesi, Killigil’in düşünce ve projelerini ona açıklaması ve onun talebi ile çizimleri vermesi, ve Wilniewcyzc’in ülkesine döndüğünde; önce prototip ve ardından patent işlerini gerçekleştirerek, Türkiye’ye gidişinde Paşa’ya hediye etmesi şeklindedir. Bu olasılığı destekleyen gerçek, Polonya’nın, bu muhtemel olayın hemen ardından, oluşan karşılıklı güvene dayanan yüklü bir “Askeri Ekipman” siparişi almış olmasıdır. Bu alternatifo, aynı zamanda tasarım aşamasında Nuri Killigil Paşa’nın çok büyük bir payı olduğunu kabul etmemizi sağlamaktadır.

Prototip, Polonya’lı mühendisin çalışmakta olduğu FB Radom tesislerinde yapılmış ve “Radom Wz30” tanımı ile arşivlenmiştir.

Tahminlerin hiçbirinin mutlak gerçek olduğu iddia edemeyiz. Gerçek olanlar; İstanbul Harbiye’deki Askeri Müze’de Killigil Ailesi Bağışı olan bir tabanca, Polonya Patent Dairesi’nde 11813 numaralı ve 21 Mart 1930 tarihli bir tescil ve İkinci Dünya Savaşı’ndaki Alman işgalinden sonra, ne kadar sağlıklı kaldığı bilinmeyen FB Radom arşivlerindeki Radom Wz30 kodlu bir kayıttır.

Patentin ayrıntılı incelemesinde, 1930 yılları için gerçekten şaşırtıcı olan birçok özellik göze çarpmaktadır;


-NAMLU KİLİT YAPILANMASI

Tabanca; “Alçalan Namlu” kilit sisteminde çalışmaktadır. Ancak bu alışılmış J.M. Browning “Tilted Barrel” sistemi değildir. İlla ki Amerikan terminolojisinde bir tabir gerekiyorsa, yapılanmaya “Elevated Barrel” tanımı yakıştırılabilir. Çünkü; sürgüye üstten kilitli olan namlu, ön ve arkada her iki tarafta toplam dört kılavuz ve bunların çok kısa bir geri hareket sonrası temasla aşağı yönlendirildiği, gövde üstündeki karşı dört yuva ile kilitten kurtulmakta, sırası geldiğinde tersi işlemle kilitlenmektedir.

Namlu/Sürgü kilitlenmesi için; bugün çok revaçta olan ve SIG-Sauer P220 serisinde görülmeye başlandığında sanki bir ilkmiş gibi karşılanan, ancak aslında İngiliz Whiting tarafından 1911 Webley-Scott modellerinde ortaya konmuş, daha sonra Fransız M35-S tabancalarında uygulaması geliştirilerek devam etmiş görünen, “kovan penceresi ve fişek yatağı üstü ön yüzü çakışması”, ya da “tek yüzey referanslı kilit dayanağı” kullanılmıştır. Tabanca patentinin 1927 başvuru tarihi göz önüne alındığı ve Fransız M35 modellerinin başlangıcının 1935 yılı olduğu düşünülürse, o zaman için ne ölçüde önemli bir yeniliğin konu edildiği daha iyi anlaşılacaktır.


-ATEŞLEME SİSTEMİ, İĞNE ve TETİK YAPILANMASI

Tabancanın ateşleme düzeni için; “İğne Kurmalı/İğne Vuruşlu”, tetikle bağlantısı için “Tek Hareketli” bir sistem düşünülmüştür. Her atış sonrası otomatik çalışmayı önleyecek yapılanmada, “Vurkaç” bir bağlantı kesici düzeni konulmuştur. Yani tetik, atış sonrası sürgü yerine kapanmadan yeniden çekilebilecek olsa, iğne vuruşu gerçekleşebilecektir. Ancak hiçbir insan elinin bu hıza ulaşamayacağı gerçeğinden hareketle, sistemin çalışma hatası vermeyeceğini söylemek mümkündür.

Ateşleme iğnesi ve tetik kolu için, popüler hiçbir örneği olmayan, adeta bir kerpeten veya pens gibi geri giden iğne ayağını yükselerek rapteden ve tetik çekişi ile açılarak serbest bırakan bir yapılanma düşünülmüştür. Sistemin en olumlu tarafı, bağlantının darbe etkilerine karşı, takılma dişi serbest bırakma yönünde tetik çekilmedikçe bloke edilmiş olumasıdır. Buna göre; günümüz Glock, Steyr, Walther P99 tabancalarında görülen bu güvenlik düzeninin, çok önceden, 1927 yılında bu tabancada uygulandığı görünmektedir.


-TIRNAK YAPILANMASI

Tabanca, tırnağı, aynı zamanda, “Namlu Dolu Göstergesi” olarak da kullanılmaktadır. Ancak; uygulama bugünkü ile tam tersi yönde, yani tırnak dıştan çıkıntı vermez durumda iken atım yatağının yüklü olduğunu işaret eder durumdadır.


-TABANCANIN NİŞANGAHI ve İĞNE İLİŞKİSİ

Tabancanın ateşleme iğnesi giriş kapağı, iğne yayından aldığı güçle konumunu koruyan ve dikey hareketle kademeli olarak ayarlanabilen bir gez olarak da görev yapmaktadır. Bu yapılanma da son derece dikkat çekici bir ilktir.


-ŞARJÖR YAPILANMASI

Tabanca çift sıralı şarjör kullanmaktadır. Gerçi, Browning’in M35 HP Prototip patenti 1927’de, yani bu tabancanın ilk tescil başvurusu senesinde yayınlanmış; ve ondan çok daha önceleri, 1906 Modeli Savage marka tabancalar bu tür şarjörleri uzun yıllar üretmişler ise de, 9mm Parabellum çapta ilklerden olduğu su götürmez bir gerçektir. Silahın şarjörü, patent çizimlerinden yeteri kadar anlaşılamamasına rağmen, muhtemelen son atışı takiben kendiliğinden dışarı atılmaktadır.

 


-TABANCANIN SÖKÜLMESİ

Sahra sökümü olarak, aynen Steyr M1911 yaklaşımı seçilmiştir. Sürgünün sökülmesi için; irca yayının ön kılavuzunu gövdeye bağlayan ince çelik bir lamanın tesbit yayına basılarak dışarı alınması gerekmektedir. Ancak, sürgünün, gövde üzerinden dışarı çekilmesi, bu konsepti ilk kullanan Colt 1905 gibi arka taraftan değil, arka kılavuzun önce geri çekilip yuvasından dışarı alınması, sonrasında sürgü arkasının yukarı kaldırılarak, Walther modellerinde olduğu gibi önden dışarı alınmasıyla, tehlikesiz biçimde gerçekleştirilmektedir.


-MEKANİK KARMAŞANIN MİNİMUM OLMASI

Hareketli aksam sayısı, bugün çok övülen polimer gövdeli tabancalarla rahatça kıyaslanabilecek kadar azdır.


SÖZÜN ÖZÜ;

Nuri Killigil Paşa; 1930’lu yılların başında elinde tuttuğu bu tasarımı neden kurduğu silah fabrikalarında imalata almamış, yerine düşük güçlü ve basit bir yapıda tabancayı tercih etmiştir, bu konuda çok fikir ileri sürülebilir. Ancak inkar edilemeyecek olan konu; patentini Polonya’da aldığı bu tabancanın, o günün şartlarında, yani efsane olmuş Luger’in pahalı üretim maliyetinin hala onu imallattan alamadığı zamanlarda üretilmiş olması halinde, bugünün bilinen popüler tabancalarından biri olabileceğidir.

Milli değerlerimize sahip olmak, onları anlayıp iyi değerlendirmekle mümkündür. Kendimiz üretemiyorsak; üretilmiş olanların olumlu yönlerini ilham alarak daha ileri götüreceklere faydalı olması için araştırıp ortaya çıkarmalı, bizim için çalışan, kendilerinden çok başkalarının iyiliği için çabalayan bu aziz insanlara bir vefa borcu olarak anlaşılır hale getirmeliyiz. Müzeye bağışlandığından bu yana geçen üç çeyrek asırlık süredir etrafında dolaşıp seyretmekten başka bir şey yapılmayan bu eseri ve benzer diğerlerini bizlere kazandıran büyük insanlara en azından yapabileceğimiz bunlar olmalıdır.

Katkılarından ötürü Sayın S.A.E. Bey’e en değerli teşekkürlerimizi sunarız.

Okumaya Devam Edin...

Yorum Yap